ABD’nin Hürmüz Boğazı ve İran limanlarını abluka altına alması petrol fiyatlarında dalgalanma yaratıyor. Bu durum dikkatleri Orta Doğu’ya çekerken arka planda Japonya tahvil faizleri çok daha büyük bir değişimin sinyalini veriyor. Küresel piyasalar petrol krizine odaklanıyor. Ancak asıl tehlike Asya piyasalarından gelen makroekonomik verilerle şekilleniyor.
Japonya’nın 10 yıllık tahvil getirisi 1998 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bu gelişme Amerikan yatırımcıları ve hisse senedi piyasaları için ciddi riskler barındırıyor. Onlarca yıldır küresel ekonominin parasal çıpası olarak işlev gören Japonya tahvil faizleri artık yönünü yukarı çevirdi. Sıfır faiz politikasının sona ermesi dünya genelinde varlık fiyatlarını doğrudan etkiliyor.
Japonya tahvil faizleri ve yen taşıma ticaretinin sonu

Ekonomistlerin yen taşıma ticareti olarak adlandırdığı sistem uzun yıllar boyunca ucuz finansman sağladı. Yatırımcılar düşük faizli Japon Yeni borçlanarak bu fonları ABD hisse senetleri ve gayrimenkul piyasalarına yönlendirdi. Trilyonlarca dolarlık bu nakit akışı teknoloji hisselerinde büyük değer artışları yarattı. Günümüzde ise Japonya tahvil faizleri artış gösterirken bu ucuz para dönemi yavaş yavaş kapanıyor.
Ana akım medyanın gözden kaçırdığı bu temel değişim 1970’lerden bu yana görülen en önemli parasal kayma olarak nitelendiriliyor. Ücretsiz para akışının kesilmesiyle birlikte piyasalardaki varlık balonları sönme riski taşıyor. Japonya tahvil faizleri küresel likiditeyi daraltıyor. 2008 yılındaki kriz öncesinde faizler sıfıra indirilmişti ancak şimdi piyasalar bu ucuz paranın bedelini ödemeye hazırlanıyor.
Özel kredi piyasasında artan riskler

Finans uzmanları mevcut durumu 2008 yılında yaşananlara benzer yavaş çekim bir banka hücumu olarak tanımlıyor. BlackRock, Blackstone, Morgan Stanley, Goldman Sachs ve Wells Fargo gibi dev kurumlar müşterilerinden gelen yoğun nakde dönüş talepleriyle karşılaşıyor. Geçtiğimiz yıl iflas eden Blue Owl şirketi gelen iade taleplerinin ancak yüzde 40’ını karşılayabildi. Yatırımcılar paralarını geri istediklerinde ret yanıtı alıyor veya beklemeleri gerektiği söyleniyor.
Blackstone yöneticisi Jonathan Gray yatırımcıların çıkışını piyasadaki geçici gürültüye bağlıyor. Bu dil 2008 yılında Bear Stearns çökerken Alan Schwartz’ın kullandığı ifadelerle tam bir benzerlik gösteriyor. İlikit fonlar ve yüksek riskli varlıklar kullanılarak yönetilen bireysel emeklilik hesapları büyük bir baskı altında kalıyor. Sistemdeki bu kırılmalar kredi pazarında güven kaybı yaratıyor.
Japonya tahvil faizleri ve ABD borçlanma dinamikleri

Japonya ABD hazine tahvillerini elinde tutan en büyük yabancı ülke konumunda bulunuyor. Japon yatırımcılar nesiller sonra ilk kez kendi ülkelerinde cazip getiriler elde etme imkanı buluyor. Japonya’nın Amerikan borçlanma senetlerini almayı bırakması ABD faiz oranlarını daha da yukarı itiyor. Japonya tahvil faizleri Amerikan borçlanma maliyetlerini doğrudan artırarak 2 trilyon dolarlık özel kredi modelini kırma potansiyeli taşıyor.
Eski Hazine Bakanı Paulson 2008 çöküşünden sonra ABD’nin Japonya’ya giderek yardım istediğini anılarında belirtmişti. Japonya o dönem elinden geleni yapmıştı ancak bu çabalar Büyük Durgunluk krizini engellemeye yetmemişti. Artan Japonya tahvil faizleri uluslararası sermaye akışlarını yeniden şekillendiriyor. ABD borç senetlerinde oluşacak talebi Çin’in doldurma ihtimali piyasalarda stratejik endişeler yaratıyor.
Fiziksel varlıklara yöneliş hızlanıyor

Çin kendi emlak piyasasındaki sorunları para basarak çözmeye çalışıyor. Güçlü stratejiler yürüten Çin yönetimi küresel borç piyasasında daha fazla kontrol sağlama hedefi güdüyor. ABD’nin ise artık piyasaya sürekli para pompalama lüksü bulunmuyor. Bu zorlu süreçte altın ve gümüş gibi değerli metaller yatırım aracı olmanın ötesinde bir koruma mekanizması olarak öne çıkıyor.
JP Morgan Chase yatırım portföylerinin yüzde 20’sinin altın ve gümüş gibi somut varlıklara ayrılmasını öneriyor. Geleneksel bankacılık sisteminin dışındaki fiziksel varlıklar yatırımcılara gerçek bir çeşitlendirme sunuyor. Asya ülkeleri enerji ihtiyaçlarını karşılamak için nakde dönerken fiziki altın küresel düzeyde güvenilir likidite sağlıyor. Gümüş fiyatlarının ons başına 78 dolar seviyelerinde kalması yatırımcılara tarihi bir fırsat sunuyor.
Emeklilik fonlarında altın devri

Yatırımcılar geleneksel bireysel emeklilik hesaplarını fiziksel altına dönüştürerek vergisiz bir geçiş yapabiliyor. Bu işlem bir varlığı satıp diğerini almak yerine sadece varlık sınıfını değiştirmek anlamına geliyor. Fiziksel metaller Delaware’deki uluslararası standartlara sahip askeri düzeyde korunan özel kasalarda saklanıyor. Kurumlar iflas etse bile yatırımcılar kendi adlarına kayıtlı bu hesaplardaki varlıklarını korumaya devam ediyor.
Ekonomik veriler ABD büyümesinin yüzde 3 civarında zayıf bir seyir izleyeceğini gösteriyor. Borsalardaki günlük bin puanlık sert dalgalanmalar yatırımcıları tedirgin ediyor. Washington gibi krizlere dayanıklı kabul edilen bölgelerde bile gayrimenkul fiyatları durgunlaşıyor ve aşağı yönlü hareket ediyor. Hedef kitlesine ulaşamayan dev perakende şirketleri fiyat indirimlerine gitmek zorunda kalıyor.
Küresel piyasalarda uzun vadeli görünüm

Sıfır faiz ortamında mantıklı görünen teknoloji hisseleri faizlerin yükselmesiyle Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq Bileşik endeksi üzerinde ağır satış baskısı yaratıyor. Trump döneminden kalan 3 trilyon 400 milyar dolarlık devasa harcama paketleri bütçe açıklarını tetikliyor. Dünya ekonomisi 1970’lerden bu yana en zorlu finansal döneme giriş yapıyor. Kağıt paranın değeri düşerken binlerce yıldır medeniyetlerin temelini oluşturan değerli metaller güvenli liman işlevini koruyor.
Yıllık bazda değerlendirildiğinde Japonya tahvil faizleri kaynaklı küresel likidite sıkılaşması varlık fiyatlarındaki uzun vadeli yükseliş trendini sonlandırıyor. Hisse senedi ve gayrimenkul piyasalarında günlük dalgalanmalar yerini yavaş yavaş kalıcı bir risk algısına bırakıyor. Enflasyon ve artan borçlanma maliyetleri reel ekonomiyi baskılarken fiziksel altın ve gümüş yatırımcı portföylerinin temel sigortası olmaya devam ediyor. Merkez bankalarının faiz patikası piyasaların genel yönünü belirleyen en kritik unsur konumunda bulunuyor.


