Trump, Beyaz Saray‘ın güney bahçesinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını tamamen teslim etmeyi kabul ettiğini duyurdu. Las Vegas’taki bir etkinlik için Marine One helikopterine binmeden önce konuşan Trump, bu adımın hafta sonu yeniden başlaması beklenen barış müzakerelerine zemin hazırladığını ifade etti. İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğini çok güçlü bir şekilde kabul ettiğini belirten Trump, 2025 yılında B2 bombardıman uçaklarıyla düzenlenen saldırılar sonucunda yeraltına gömülen nükleer tozu geri vermeyi onayladıklarını vurguladı.
Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasının büyük önem taşıdığını ve Tahran yönetiminin bunu kesin bir dille onayladığını söyledi. İran ile pek çok konuda mutabık kaldıklarını ve çok olumlu gelişmelerin yaşanacağını düşündüğünü belirten Trump, konunun oldukça karmaşık olmasına rağmen sürecin çok hızlı ilerlediğini dile getirdi. Tarafların anlaşmaya çok yakın olduğunu ve masadaki neredeyse her konuda uzlaşma sağlandığını sözlerine ekleyen Trump, yetkililerin imza atmak üzere masaya oturmaları halinde bu sorunun tamamen çözüleceğini aktardı.
Zenginleştirilmiş uranyum iddiaları ve nükleer stok

İran yönetimi ise Trump’ın açıklamalarının ardından bu iddiaları hemen resmi olarak doğrulamadı. Trump’ın bahsettiği nükleer toz ifadesi, Birleşmiş Milletler nükleer gözlemcisinin raporlarına göre yaklaşık 440 kilogramlık yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu tanımlıyor. Bu önemli stok, ABD’nin geçtiğimiz haziran ayında sığınak delici ağır bombalarla üç kritik İran nükleer tesisine düzenlediği hava saldırılarının ardından yeraltının derinliklerinde ulaşılamaz hale gelmişti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, haziran ayındaki saldırıların ardından tesisleri denetlemek için erişim sağlama çabalarını sürdürürken, Fordo, Natanz ve İsfahan tesislerindeki zenginleştirme santrifüjlerinin çoğunun yok edildiğini veya kullanılamaz hale getirildiğini bildirmişti. Washington Post gazetesi, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesinin son derece önemli bir adım olacağını yazdı. Ancak gazete, İran’ın düşük bir seviyeden de olsa kendi başına üretim yapmaya devam edebilmesi durumunda bu adımın etkisinin zayıflayacağını savundu.
Barış görüşmeleri olumsuz sonuçlanmıştı

Tahran yönetiminin nükleer silah arayışında olmayacağına dair verdiği söz, geçmişteki inkar politikaları göz önüne alındığında eleştirmenler tarafından daha az anlamlı bulunuyor. İran geçmiş dönemlerde nükleer programının her zaman sadece sivil nükleer enerji amaçlı olduğunda ısrar etmişti. ABD ve İran arasında hafta sonu İslamabad’da yapılan ilk tur barış görüşmeleri, tarafların İran’ın nükleer programı üzerinde uzlaşamaması nedeniyle anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı.
ABD tarafı, İran’ın hiçbir zaman nükleer silah geliştiremeyeceğinden emin olmak için bu programın tamamen sonlandırılmasını ve Hürmüz Boğazı’nın geleceğinin garanti altına alınmasını talep etmişti. Daha sonra medyaya sızan bilgilere göre görüşmelerde nükleer zenginleştirme konusunda bazı ilerlemeler kaydedildiği ortaya çıkmıştı. İran’ın, ABD tarafının öne sürdüğü yirmi yıllık askıya alma teklifine karşılık olarak tüm zenginleştirilmiş uranyum faaliyetlerini beş yıl süreyle tamamen durdurmayı önerdiği basına yansımıştı.
Yeni uzlaşma formülüne ret

Perşembe günü Beyaz Saray’ın bahçesinde yaptığı değerlendirmelerde Trump, herhangi bir moratoryumu kesin olarak reddettiğini yineleyerek henüz hiçbir somut konuda anlaşmaya varılmadığında ısrar etti. Trump, yirmi yıllık sınırın ötesinde de nükleer silaha sahip olmayacaklarına dair çok güçlü bir beyan bulunduğunu ve süre kısıtlamasını kabul etmediğini söyledi. Salı günü New York Post gazetesine verdiği röportajda ise Trump, Tahran rejimine İran halkına sunabileceği bir zafer kazandırmayı amaçlayan uzlaşma formülünden hiç memnun olmadığını açıkça ifade etmişti.
Trump, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum kullanarak nükleer silaha sahip olamayacağını defalarca vurgularken, onların kendini kazanmış hissetmesini istemediğini açıkladı. Bu yeni gelişmeler, Ortadoğu’daki jeopolitik risk algısını doğrudan etkilerken, yılın geri kalanında enerji piyasaları ve küresel güvenlik politikaları üzerindeki uzun vadeli trendin yeniden şekillenmesine güçlü bir zemin hazırlıyor.


